Son günlerde PKK’nin şehir yapılanması olan KCK’ye yönelik yürütülen operasyonlarda BDP’lilerin de gözaltına alınması başta Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Emine Ayna ve Altan Tan olmak üzere BDP’lileri kızdırdı.

Bazı çevreler tarafından ısrarla “barış güvercini” olarak gösterilen Mardin Bağımsız Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Genel Başkanı Ahmet Türk, hükümetin ve başbakanın savaş kararı aldığını iddia ederek başkaldırı çağrısında bulundu.  Ahmet Türk açıklamasında; “Bu güne geldiğimiz noktada bu tutuklama, siyasi soykırıma dönüştürüldü. Demokratik siyasete karşı direnen, özgürlük isteyen halka karşı yapılan operasyondur. Bir tasfiye politikasıdır. Kürtlerin tasfiye edilmesidir. Bu gün halkımız her zamankinden daha güçlü bir direnişle özgürlük için, özgür gelecek için, serhildanlar (başkaldırı) yaratacaktır.” [1] ifadelerini kullandı.

Açıklamada kullanılan ifadeler son derece tehlikeli anlamlar içeriyor. Ahmet Türk, halkın bir kesimini diğer kesimlerle savaşmaya tahrik eden bu sözleriyle neyi amaçlıyor? Ahmet Türk ve beraberindekiler böylesine tehlikeli açıklamayı yapma cesaretini nereden buluyorlar? Bu açıklamalara neden sert tepkiler gelmiyor? Sorularımız çok ancak sorularımızın cevaplarını bulamıyoruz!

Türkiye’de bu konuşmayı, bir milletvekilinin yapması son derece düşündürücüdür. Bu ülkede nedense sadece birilerine ses çıkartılmıyor. Bu ülkede sadece birilerine “isyan bayrağı” çekme ayrıcalığı tanınıyor. Bu ülkede sadece birilerine dokununca ortalık karışıyor. Parasız eğitim isteyen öğrencilere şahin kesilenler, bu açık tehditlere neden boyun eğiyor?

PKK’nin her gün artan terör saldırılarını ve bu tehdit mesajlarını bir araya getirince “Acaba yapılacak olan yeni anayasa için gözdağı mı verilmek isteniyor?” sorusu geliyor aklımıza. PKK terörü her gün tırmanarak devam etmektedir. Yandaş medyada her ne kadar yer almasa da terör, kentlerde de sertleşmeye başladı. PKK’nin son günlerde sivilleri hedef almasının bir nedenini, şiddet eylemlerini yoğunlaştırarak KCK operasyonlarına karşılık vermek olduğunu söyleyebiliriz.  İkinci bir nedenini ise Öcalan’ın avukatlarıyla 2 ayı aşkın zamandır görüştürülmemesini gösterebiliriz.

Sonuçta kan ve kaos ortamında, devletle PKK arasında yalnızca silahlı mücadele sürmüyor, psikolojik mücadele de giderek yoğunlaşıyor! Bu bağlamda, TBMM’nin yeni anayasa hazırlık sürecini gözden kaçırmamak gerekiyor.

“Kürt Açılımı”nda başarısız olan iktidar, yeni anayasa sürecinde nasıl bir yol izleyecek? BDP’liler tarafından yapılan açıklamalarda “özerklik” vurgulaması yapıldığını biliyoruz. AKP kurmaylarının yeni anayasa ile ilgili “özgürlükleri genişletelim” açıklamalarından anlıyoruz ki AKP’yi ilgilendiren iki vazgeçilmez madde var ve diğer maddeler olsa da olur, olmasa da olur. Bu iki madde ise: Özerklik ve Laiklik!

Özgürleşme adı altında “etnik guruplara üniter devletten ayrılma yetkisi” tanınarak parçalanmanın, bölünmenin yolu açılmak isteniyor. İkinci amaç ise; yıllarca mücadele edilerek devrimle kazanılan laiklik hakkı, halkın elinden alınmak isteniyor.

Özetlemek gerekirse, tüm bu kargaşa ortamının hedefi bölünme anayasasıdır! Bu sürece CHP ve MHP de dâhil edilmek istenmektedir. Bu partilerin gösterecekleri tavır çok önemlidir. Halkımız ise olup bitenlerden bir sonuç çıkaramamakta ve Cumhuriyet’in teslim alınmasına ve parçalanmasına sessiz kalmaktadır!



[1] http://www.dha.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=217100

 

Umut KORKMAZ

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğrencisi